Kazım ŞENSALTIK

02 Şubat 2024

PEYGAMBER ÖNCESİ MEKKE’DE TOPLUM ALGISINDAN BUGÜNE

Bu yazımızda peygamber öncesi Mekke toplumunu anlamaya çalışacağız ve toplumlar üzerinde oluşan psikolojik algıyı anlatmaya çalışacağız. Hz. İbrahim’den gelen bir İslam anlayışı ve zamanla tahrif edilen bir peygamberi mesaj var o toplumda. O toplum, Allah’a inanıyor, tahrifattan kaynaklı putları Allah’a ortak koşuyorlar. Hac var, namaz, zekât veya yardımlaşma var o toplumda. O toplum Allah’a şirk koşuyor, putları Allah’a yaklaşma aracı yapıyorlardı. Böyle bir toplum kendi içlerinde bir yönetim sistemi kurmuşlardı. Bugünün kapitalist sömürü sitemine çok benzer bir yönetim. Halkı sömüren, kutsalları gelir kapısına dönüştüren bir sömürü sistemi. Peki halk neden bu sisteme isyan etmiyordu?

Algı yönetimi, toplum psikolojisi diyelim. Sesi gür çıkanların toplumu dönüştürdüğü bir hakikat. Şöyle kendinizi o çağda hayal edin. Mekke’de Dar'un- nedve yönetimi, hacılara ikram ve onara hizmet eden. onların ibadetlerine karışmayan yönetimin olduğu bir toplum. Bu yönetim tarzından Allah’ın razı olduğunu algısı oluşmuş olamaz mı? Mekke’de Kâbe var ve burası Allah’ın evi olarak biliniyor, Allah’ın burayı koruduğu kutsal bir yer olduğu toplum tarafından biliniyor. Yemen’den onu yıkmak için gelen Fil ordusunu duyan Mekkeliler şehri terk ediyorlar. Abdulmutalib’i sözcü seçip Ebrehe'ye gönderiyorlar ve tek istekleri var oda kendilerine ait olan develeri istiyorlar. Ebrehe bunu duyunca: “Ben sizin kutsal Kâbe’nizi yıkmaya geliyorum siz develerin peşindesiniz diyor”. Abdulmutalib’in cevabı bize o toplumun algısını gösteriyor. “Biz develerin sahibiyiz onları istiyoruz, Kâbe’nin sahibi var onu o korur diyor”. Bu cevap bize o zamanki Mekke toplumunun algısını anlatıyor. O toplumda Allah’ın evi Kâbe ve buranın korunan bir yer olması anlayışını oluşturuyor. Öyle ki bu algı zamanla inanca dönüşüyor toplum Fil vakasını yaşadıktan sonra artık buranın korunan bir yer olduğu anlayışı iyice pekişiyor. Bu algıyı yöneten Dar'un- nedve yönetimi ne yaparsa doğru olarak görülmeye başlanıyor. Artık toplum Mekke’deki yönetim şeklinden Allah’ın razı olduğu anlayışı yerleşmeye başlıyor. Çünkü Allah razı olmasa tıpkı Fil ordusu gibi buradaki yanlışları ve yanlış yapanları da helak eder cezalandırır anlayışı yerleşmiş olması kaçınılmaz olur. Fil ordusunu helak eden Allah elbet kendi kutsal evinde put olmasını istemezse bunu yapanları helak eder. Buranın yönetim şeklinden razı olmasa bunu da değiştirir anlayışı oluşmaz mı?

Bugün yaşadığımız toplum da bunların oluştuğunu rahatlıkla görüyoruz. Kısacası toplumu manipülasyon ve alığı yönetimiyle istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Eğer toplumu yönlendiren Ebu'l Hakem ise işte İslam öncesi Mekke toplumu. Yok, eğer toplumu yönlendiren Muhammed (s.a.s.) ve Allah’ın vahyi ise karşınızda Medine ve asrısaadet. Bunların farklı fraksiyonlarını bugün kendi toplumlarımız da gözlemliyoruz. Bu toplum psikolojisi ve toplum algısını bugün Gazze özelinde görmekteyiz. Daha düne kadar terörist olarak dünyaya tanıtılan Hamas’ın bugün dünya toplumlarında nasıl mazlum halkın savunucusu pozisyonuna geldiğini görüyoruz ve yine düne kadar soykırım mağduru durumunda ki İsrail’e bugün dünya toplumunda nasıl soykırım yaptığı algısının oluştuğunu gördüğümüz gibi o dönem de buna benzer toplum algısı olması kuvvet ihtimal dâhilindedir.

Geçmiş toplumların Âlimleri kendi toplumları için verdiği fetva ve geliştirdiği çözümlemeler bugün bu toplum da din haline gelmedi mi dersiniz? Örneğin bir âlimin içtihatları bir mezhep haline gelmedi mi? Bu mezhep dinin ta kendisi olarak toplumda algılanmadı mı? Bugün bizim toplumda 4 hak mezhep olduğu inancı nerden geliyor? Çünkü bu dört ekol takipçisi çok olmuş kendinden sonra takipçileri bunu sürdürmüşler kalabalık ve çok olanın toplum algısı oluşturduğu kaçınılmaz oluyor.  Bir başka örnek takipçisi çok olan hocaların görüşleri toplumda daha çok kabul görmüyor mu? O zamanın Mekke’sinde de bundan farklı bir durum yoktu desek yanlış söylemiş olmayız.

Mekke toplumu kendi değerleri çerçevesinde tutarlıydı. Kendi inandığı değerlere bağlı bunların tersini getirenleri toplum olarak linç ediyordu. Mekke toplumu Ebu'l Hakem künyesine layık gördükleri bir değer üretmişti. Ebu'l Hakem künyesi o toplumun inançları içerisinde tutarlıydı, oluşan toplum algısı ve psikolojisi bu künyeye layık birini üretebilmişti. O toplumda ahlak olarak gıpta edilen iki kişilik çıkıyor karşımıza. Biri Ebu'l Hakem denilen kişi diğeri de yetim Muhammed vardı. Ebu'l Hakem elitlerin seçkinlerin Ebu'l Hakem’i, Muhammed mustaz’af mazlum halkın ve elitlerin de güvendiği bir ahlaki değerdi. Ebu'l Hakem yanlış yapar amma Muhammed asla diyebiliyorlardı. Ebu'l Hakem ve çevresi en değerli varlıklarını Muhammed’e emanet edebiliyordu. Peki, kimdi bu Ebu'l Hakem! İslam geldikten sonra Müslümanlar onu cehaletin babası olarak tanıyacak. Bu kişi Ebu Cehil olarak tanınacaktır. Hz. Peygamber’e vahiy geldiğinde Mekkeliler şu cümleyi kuruyorlardı “eğer peygamberlik gelecek biri varsa oda Ebu'l Hakem olmalıydı” diyorlar. Ebu'l Hakem’i Muhammed’e inen vahiy Ebu Cehil olarak niteleyecektir. Yukarda o dönemin toplum psikolojisi ve oluşan algıyı anlattık bu toplumda ahlaki değerleri en üst düzeyde yaşayan bir kişilik var karşımızda Muhammed (s.a.s.). Bu ahlaki değerler hem toplumda karşılık buluyor hem de Allah bu değerler üzerine vahyi indirip bu toplumu inşa ediyor. Muhammed ile Ebu'l Hakem arasında en temel farkın bu ahlaki düzlem olduğu hakikatidir.

O toplumu Allah bu ahlaki değerler üzerinden, peygamber göndererek inşa ediyor. Diğer bir tabirle bu ahlaki değer o toplumun algısını ve o zamana kadar oluşan psikolojisini değiştiriyor. Allah bize peygamberi üzerinden bir evrensel mesaj gönderiyor 1400 yıl öncesinden. Eğer bir toplu mu dönüştürmek istiyorsanız buna soyunanlar tıpkı Muhammed (s.a.s.) gibi ahlaklı olmalı bu ahlak onu o toplum da emin kişi olarak tanıtmalı, dostu düşmanı ondan emin olmalı. İşte bu ahlaki erdemi oluşturan toplumlar ve kişiler toplumu dönüştürecektir. Unutmayalım o zamanın toplumu bile vahyin ineceği kişilerin ahlaklı emin kişiler olduğunu söylüyorlar. Ebu'l Hakem için söyledikleri bunun kanıtı olarak karşımızda duruyor. Burada şu soruyu soralım bizim toplumun kendini İslam’a nispet edenleri Ebu’l Hakem kadar güvenir olmuşlar mı? Toplum nezdinde.

Peki, bugün yaşadığımız toplumda tıpkı Mekke gibi şirkin, tuğyanın, zulmün hüküm sürdüğü bir toplum değil mi? Hatta şunu iddialı olarak söyleye biliriz; onlardan çok daha kötü bir toplum var karşımızda. Bütün peygamberlerin kendi toplumlarında mücadele ettikleri yanlışlar, tuğyanlar, sanki bu toplumda toparlanıp karşımıza geliyor. Sanki bu toplum Kur’an’ı okumuş, geçmiş kavimlerin tuğyanlarını almış, bir araya toplayıp bu toplumda yaşantı haline getirmiş. Tek eksik var oda bu tuğyanlarla mücadele edecek peygamber varisleri. Ahlak öyle bir şey ki Allah’ın nezdinde o olmasa olmaz diyeceğimiz bir tasavvur. Kelimeyi şahadet getiren kişi önce bu ahlaki değerleri benimsemeli, bütün hayatını bu değerler üzerine inşa eder. İbadetler bu ahlakın üzerinde yapılınca bir değer ifade eder. Ahlaksız ibadet olmaz. Allah her şeyi bir ahlak üzere yaratmıştır desek yanlış olmaz. Namazın bir ahlakı olduğu gibi zekâtın, orucun, her şeyin bir ahlakı var. Peki ya bunları yapan insanın bir ahlakı yok mu? Şöyle soralım Müslümanın bir ahlakı yok mu? Elbette var. Hz. Aişe annemize soruyorlar Resulullahı’ın ahlakı neydi “onun ahlakı Kur’an’dı” buyuruyor. Peki, bu toplumun kendini Müslüman olarak niteleyen, kendine örnek olarak aldığını söylediği Resulullah’ın ahlakından nasibi olan var mı? Bugün bu toplum da her hangi bir Müslüman için “bunun ahlakı nedir” diye sorulduğunda; “onun ahlakı Kur’an’dır” diyeni duyan var mı? Sıradan kendini İslam’a nispet edeni birisini kenara koyalım, bu toplumda cemaat liderleri hocalar için, “bunun ahlakı nedir” diye sorsak; “onun ahlakı Kur’an’dır” diyen çıkar mı?

Bütün bunlardan yola çıkarak şunları söylemek mümkündür. Muhammed kendi toplumunda üstün bir ahlaka sahipti. Toplum onu kendi toplum değerleri içinde El-emin olarak tanırdı. Allah kendi toplumunda bu üstün ahlaka sahip kişiyi vahiyle destekliyor bir toplum inşa ediyor. Onun ahlakı zaten vardı. Olan güzel ahlakı vahiyi rehber edinerek İslam ahlakını oluşturdu desek yanlış olmaz. Bugün bu toplum eğer gerçekten bir dönüşüm yaşayacaksa işte bu emin kişiler ve üstün ahlak sahipleri eliyle olacaktır. Ahlak olmayınca bugünkü halimiz oluşuyor; ne siyasi ahlakımız var ne ilmi ahlakımız var ne toplum ahlakımız var ve Kur’an ahlakımız var. Bunların olmadığı toplumlarda kişilerin hegemonyası oluyor. Tıpkı o dönemin Mekke’sinde olduğu gibi, herkes ahlak değerlerini kendisi belirler, herkesin ahlakı başka başka olur. Bunların içinden bir Allah’ın ve O’nun resulünün istediği ahlakı kuşanan bir nesil veya topluluk olmalı. Allah’ın kitabında buyurduğu gibi ”De ki: “Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin.” Eğer yine yüz çevirirlerse, “Şahit olun ki biz Müslümanlarız” deyin” 8Âl-i İmrân, 64)

Bugün yaşadığımız toplumda insanların adaletten kaçtığı gibi o toplumda da durum farklı değildi. Soyluların korunduğu, mazlumların mahkûm edildiği bir adalet anlayışı vardı. Böyle bir topluma inen vahiy hele birde güvenilen emin olarak bilinen biri üzerinden gelince toplum da var olan algılar değişiyor, artık bu üstün ahlak sahibi kişinin ne dediğine bakıyor toplum. Bu ahlaklı kişi soylu biri suç işleyince ona bu Mekke’nin saygın kişilerinden biri dediklerinde “kızım Fatıma bile olsa Allah’ın hükmünü eksiksiz uygular elini keserim” buyuracak. İşte böyle üstün ahlaka sahip birinin getirdiği hukuka insanlar koşarak geliyor. Ahlaktan yoksun hukuklar, kişileri menfaatine güçlülerin lehine işliyor. Hukukun da bir ahlakı var, ahlakı olmayandan adalet sudur etmez. Ahlakı Kur’an olanın dostu vekili Muhammed (s.a.s.) dir. Ahlakı Kur’an olmayanın dostu yardımcısı şeytan ve Ebu Cehillerdir.

Muhammed’in (s.a.v.) ve vahyin yönlendirdiği toplum, Medine’de evlerini, mallarını, imkânlarını paylaşan bir toplum oluşturuyor. Peygamber’in ve vahyin oluşturduğu bu toplumdan bugüne kalan sadece sosyal medyada cömertçe paylaşım yapmak olmuş. Bunun dışında övünecek pek bir şeyimiz yok gibi maalesef.