17-01-2012 23:25

Mersin`de üniversitelilerden Müzzemmil Sûresi dersi

Hayatımızda tüm amellerimizi Rabbimizin razı olacağı temel ilkeler üzerine kurmalıyız. Her zaman ve her daim Rabbimizi zikretmeliyiz. Yani; okurken, yazarken, yaşarken Allah ne der deyip hesabın yalnızca O’na verileceği bilincinde olmalıyız. Kendimizle, ailemizle, akrabalarımızla ve diğer insanlarla olan ilişkilerimizde hep Allah’ın rızasını gözetmeliyiz.

Mersin`de üniversitelilerden Müzzemmil Sûresi dersi

Müzzemmil Sûresi; Örtüsüne bürünenlerin bu örtülerini atarak ilahi bir metotla insanlığı çağın karanlıklarından kurtarmak için nasıl bir kimlik inşasından geçmesi, kendini vahiyle donatarak güçlüklere karşı sabırla direnç kazanmasının eğitim projesidir. Bunun da temel dinamiği gece kalkmak ve Kur’an okumaktır. Çünkü bu iş, Rabbimizin dağlara bile teklif edipte kabul etmediği ağır sorumluluktur. Bu iş Rabbe sığınarak tüm zor şartlara karşı sabırlı olmayı gerektirmektedir. Güçlü olmak, bu ağır yükün altından kalkabilmek için ancak vahiyle donanmakla mümkün olacaktır. Bizlerde aynı sorumluluğu duyuyorsak bu sureyi çok iyi anlayarak yola koyulmalıyız. Bu davaya inananlar; Vahyi, gereği gibi okumak, yazmak, duyurmak ve şahid olmak gibi bir yol izlemek zorundadırlar. Bu temel ilkelerde Kur’anı bir eğitim, nebevi bir yol izleyenler sonuç ne olursa olsun hedeflerine ulaşanlardır.

 1-Allah’a kulluğun önündeki perdelerden ve örtülerden kurtulmak ancak vahyi doğru anlamakla mümkündür:

 Allah’ın Rasulü Rabbinden vahyi almış Rabbinin adıyla okumaya başlamıştı. Dava büyük, yol uzun, sorumluluk ağırdı. İlk inen Alak ve Kalem süresiyle vahyin ağırlığını, mücadelenin zorluğunu iyice idrak etmiş peygamber çıkış yolu arıyordu. Yine örtüsüne bürünmüş bir haldeyken “kalk ve uyar” mesajıyla artık davet döneminin başladığını anlamıştı. Rasulullah (a.s) ın “Ey Hatice, rahatlık dönemi geride kaldı” dediği gibi İslami değerleri önemseyen, bunun hayatlarımızda yeniden amele dönüşmesini isteyen herkes için bugün aynı şey geçerlidir.

 Bugün bizde Allah’a kulluk görevinin yerine getirilmesinde, Tevhid ve adaletin inşasında, yeryüzündeki tüm sahte ilahlara itiraz ederek yalnız Allah’a kulluk görevini yerine getirmede üzerimize çöken her türlü örtüleri atarak o büyük sorumluluğu yüklenmek gibi bir zorunluluğumuzun oldugunu bilelim. Rahatsız olmadan, rahatı bozulmadan rahatsız etmek mümkün değilidir. Şeriati gibi “rahatsız etmeye geldim” diyebilenler ancak zorluklara katlanabilirler.

 Günümüzdeki örtüler nedir acaba?

1-Aklımızı gereği gibi vahyin kılavuzluğunda kullanamadığımız için akletme melekelerinin zayıflaması veya tamamen körelmesi.

2-Kur’anı, Yaratan Rabbin adıyla gereği gibi tertil üzere okuyarak pratiğe yansıtamamak.

3-Kendimize ve dünyaya vahiy penceresinden bakarak değerlendirememek.

4-Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davranamamak.

5-Tembellik, dünya sevgisi ve iş kaygısı ile vahiyden uzaklaşmak.

6-Yine Tevhid’in yüreklerde canlı kalmasını sağlayacak tefekkürü gereği gibi yapamamak.

7-Dünyaya meylederek, geçim endişesiyle ahireti ertelemek veya ciddiye almamak.

8-Konforu ve rahatı tercih ederek dünyevileşmek.

9- Zamanla hayatımıza yerleşmiş boş gereksiz şeyleri terk edememek veya yanlış alışkanlıklarımızın mahkûmu olmak.

 Herkesin örtüsü kendine göre farklıdır. Bu örtüleri kısaca özetleyecek olursak şunları sıralamak mümkündür. Dini ve mezhebi taassup, dini mistik bir anlayışa mahkûm etme, kendine güvenmeyerek güçsüz ve zayıf hissetmek, kuşatılmışlık duygusuna kapılma, tembellik ve atalet, her türlü kavmiyetçilik düşüncesi, tüm beşeri ideolojiler olarak saymak mümkün.

 2-Geceleyin kalkıp tertil üzere Kur’an okumak İslami kimliğin inşasında en etkili yöntemdir:

“Geceleyin biraz uyuduktan sonra kalk. Gecenin yarısında uyanık ol, ya bu miktarı biraz eksilt. Ya da artır da ağır ağır Kur'an oku.” (73/2–4) Bu ayetler bizlere ilahi eğitim programı sunuyor. Allah’ı razı edecek, kâfirleri ve şeytanları rahatsız edecek bir program. Gece kalkmak ve tertil üzere Kur’an okumak; bizlere vahyi donanımla ruhsal ve fiziksel kişilik inşasıyla Allah’tan gereği gibi sakınarak zorluklara katlanmayı, müşriklerle mücadelede tüm sıkıntılara karşı koymayı kazandıracaktır.

 Sorumluluğu büyük olan bu davaya gece kalkarak daha etkili olan bir okuyuşla hazırlanmak gerekir. Tertil üzere Kur’an okumak; ayetlerin derin anlamını düşünmek, anlamaya çalışmak, hayatın yaşam alanında nasıl uygulanacağının karşılığını arayıp bulmak için akli selimle çaba sarf etmektir. Ve ya Allah’ın bizler için çizdiği yol haritasını iyi okumaktır. Hikmet ise; Ayetlerin pratik hayatta nasıl uygulanacağının ilahi metodunu ve inceliklerini kavramaktır. Onun için tertil ve hikmetle Kur’an okumada asla tembellik etmemeliyiz.

 3-Vahyin ağır bir söz olması; davanın ve davetin de ciddi ve büyük bir sorumluluk olduğunu göstermektedir:

“Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz.”(73/5) Söz ağır, dava büyük, düşman çok, o zaman sorumluluğumuzun da o kadar zor ve büyük olduğunun farkında olmalıyız. Bu söz bizlere, yeryüzünde yankı bulsun, tüm insanlık bununla sorumluluğunun farkında olsun, ne zülüm etsin ne de zülme uğrasın diye emanet edilmiştir.  “Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün…”(59/21) ayetinde olduğu gibi.

Allah insanı yarattıktan sonra vahiyle peygamberlere mesaj vermeye başlamış, insanlardan çok azı hariç çogunlukla insanlar dinlememiş. Birçoğu yaratanını tanımayarak kendisinin ve kendilerine verilenlerin gerçek sahibini unutmuş, elçilere ve uyarıcılara kulak vermedikleri gibi onları susturmaya çalışmışlardır. Sözün sahipleri muhatapları tarafından ağır işkencelere, muhasaralara, ambargolara, dışlanmalara, yurtlarından kovulmalara maruz kalmışlardır. O halde dava sorumluluğu ile hareket ederek, bu yüce yolda olabilmeyi dert edinerek sürekli vahyi çözümlerle her şartta yolda olabilmek için kişisel hazırlıklarımızı çok iyi yaparak sağlıklı bireyler ve toplumlar olarak toplumsal sorumluluğa girişmeliyiz.

 4-Gece ibadeti zor ama daha etkilidir. Zoru başarmak ve etkili netice almak için gece ibadetine yönelmeliyiz:

 “Kuşkusuz gece ibadeti, gündüze göre daha zor, fakat sözü daha etkilidir.”(73/6) Gece ibadeti ilahi bir eğitim programı olarak bizlere sunuluyor. “Zor ama etkili” bunu ancak geceyi gereği gibi değerlendirenler anlayacaktır.  Geceyi imar edenler gündüzü inşa edenlerdir. Sözün gücüne inanan bizler, güçlü sözü çok iyi anlayarak etkili sözlerle toplumsal şahidlik yapmalıyız. Gece ibadetinde; Kur’an’ın çok iyi anlaşıldığı okuma ile vahyin pratikteki en büyük eylemliği olan namazın huşu içinde kılınması temel oluşturmaktadır. Namazlarımızı gereği gibi kılarak bunlara geceyi de ilave ederek kendimizi sorumluluk bilinciyle gece eğitiminden geçirirsek o zaman namazlarımız Şuayb (a.s) gibi tüm sahte kulluklara ve tamamen sömürü sistemine dayanan ekonomiye itiraz eden ilahi beslenme kaynağımız olmaya başlayacaktır.

 5-Gündüzleri bizi uzun uzun uğraştıracak şeylerin istikametten alıkoymasına izin vermemeliyiz:

“ Çünkü gündüzleri, seni uzun uzun uğraştıracak işlerin vardır.”(73/7) “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir” “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır. De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür.”(A.İmran:14–15)

 Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi insan dünyada kendisine sunulana aldanıp ahiretteki, asıl nasibini unutur. Onun için günlük işlerde günün kritiğini sürekli beş vakit namazla ve zikir gibi ibadetlerle her şeyin sahibini unutmamalıyız. Gündüzün bizi uğraştıracak işleri kontrol altına alabilmek, onların cezp edici albenisine kanmamak için ruhi yapımızı çok iyi donatmalıyız.

 6-Rabbimizin adını sürekli anarak kulluğu sadece O’na yapmalıyız:

“Rabbinin adını an, bütün varlığında O'na yönel. O doğunun da, batının da Rabbidir, O'ndan başka ilah yoktur. O halde tek dayanağın O olsun.” (73/8–9) “De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am:6/162) “Sabah akşam Rabbinin adını an.”  “Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et.” (76/25–26) “ O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.” “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”(15/98–99)

 Kur’an’da daha bunun gibi birçok ayetle Rabbimiz bizlere nasıl ve niçin zikretmemiz gerektiğini bildirmektedir. Hayatımızda tüm amellerimizi Rabbimizin razı olacağı temel ilkeler üzerine kurmalıyız. Her zaman ve her daim Rabbimizi zikretmeliyiz. Yani;  okurken, yazarken, yaşarken Allah ne der deyip hesabın yalnızca O’na verileceği bilincinde olmalıyız. Kendimizle, ailemizle, akrabalarımızla ve diğer insanlarla olan ilişkilerimizde hep Allah’ın rızasını gözetmeliyiz.

 7-Sabır; Tevhid’i yolda her türlü sapma ve saptırmalara karşı taviz vermeden gereğini yaparak direnmektir. Hicret ise; inandığın tüm İslami değerlere şirki bulaştırmadan ve uzlaşmadan kâfirlerden ayrışmaktır. Sabır ve hicreti çok iyi anlayarak mücadele, eylem ve söylemlerimiz de vakarlı olmalıyız:

“Onların (müşriklerin) söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.” (73/10)  “Öyleyse Rabbinin hükmünü sabırla bekle ve onlardan hiçbir günahkâra veya nanköre uyma;”(76/24) “Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma…” (68/48)

 Sabır; Allah’a kulluk mücadelesinde şeytan ve onun dostlarının tüm saptırma taktiklerine karşı direnmektir, sağdan, soldan, arkadan ve önden yaklaşmalarına karşı uyanık olmak ve şartlar ne olursa olsun tercihlerimizi daima Allah’ın rızası doğrultusunda yapmaktır. Sabırlı olmak tavizsiz olmaktır. Tüm direnişi ortaya koyarak ayrılması gerekenlerden ayrılmaktı, yani hicret etmek. Kur’an ilk ayetlerinde bize düşüncede hicretten bahsetmektedir. (o zaman henüz bedensel hicret sözkonusu değildi) Yanı asla taviz verme; diren, dayan, olmazsa ayrıl, her şeye rağmen tek başına da olsa yola devam et demektir. Hicret; Onlara benzememek, düşünsel olarak her türlü kirlenmelere musaade etmeyerek arı duru kalabilmek için onlardan ayrılıktır.

Kâfirlere karşı iletişim ve söylemlerimiz Kur’ani davranışlara uygun olmalı, onların her türlü kaba saba çirkin söylem ve yaklaşımlarında uzak olmalıdır. Çünkü onlar bizi de kendilerine benzetmek isterler. “Yanlarından güzel bir şekilde ayrıl” ayeti gereği tüm davranış ve iletişim de metodumuz vahyin terbiyesine uygun olmalıdır. Tüm görev ve sorumluluğumuzu yerine getirdikten sonra İbrahim (a.s) gibi; “size ve tüm tapmakta olduklarınıza yazıklar olsun” (21/67) diyerek ayrılmalıyız. Buradaki güzel ayrılma tüm sorumlulukla hakkı anlatmak eğer buna rağmen anlamıyorlarsa “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” demektir.

 8-Mücadelede elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a havale etmeliyiz:

“Ayetlerimi yalanlayan o zenginlerin işini bana bırak, onlara biraz süre tanı.”(73/11) Müslümanlar olarak inandığımız değerleri sabırla yaşarsak Allah’ın yardımı gelecektir. Görevimiz, kullukta sabırla doğru yol izlemektir. Hidayet verici ve cezalandırıcı olarak Allah kâfidir. Onun için gereği üzere işini yap, Allah’ın hududuna uyarak, sorumluluk bilinciyle sonucu bana bırak buyuruyor. Süre tanımak, onların zulmüne sessiz kalmak değil, sonucu sürekli yaratana bırakmaktır. “(Resûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim:14/42)

 9-Allahın düşmanları için şiddetli azabı vardır. Asıl cezalandıranın Allah olduğunu hiç unutmamalıyız:

“Çünkü bizim yanımızda ağır zincirler ile cehennem vardır. İnsan boğazından geçmez yiyecekler ile acıklı azap vardır. O gün yer ve dağlar şiddetle sarsılır, dağlar gevşek kum yığınlarına dönüşür."  (73/11–14) Allah (c.c) kendiSİni tanımayıp tüm uyarılara rağmen kulluğu red edenler için şiddetli azab ve yiyecek hazırlamaktadır. “ağır prangalar, yakıcı bir alev, boğaza tıkanan yiyecek ve şiddetli bir azab” Onun için bunun farkında olarak dünya nimetleri konusunda ilahi ölçülere riayet ederek, az ve temiz olanından faydalanarak Rabbimize şükretmeliyiz.

 Allah’ın dağların sarsıntısından ve kum yığınlarına dönüşeceğinden bahsetmesi, asla yok olmayacak sandıkları, sığınma mekânları olarak bildikleri o sağlam dağlar ve kayaların halinden örnek vermesi kâfirler için bir tehdittir. Çünkü Nuh(a.s)’ın oğlu dağlara sığınacağından bahsederek kurtulacağını zannetmiş, Semut kavmi ölüm kendilerine ulaşmasın diye dağlarda kayaları oyarak barınaklar yapmışlardı. Firavun ise iktidar ve elde ettiği mal ile kendini putlaştırıyor, binlerce insanın kanına mal olan piramitlerle dağ gibi sütunlar oluşturuyordu. Gücünün ve malının asla yok olacağını düşünemiyordu.

 10- Allah her kavme peygamber göndermiş ama insan isyan ederek azaba duçar olmuştur. Bunun sembol ismi ise Firavun ve onun takipçisi kişi ve sistemlerdir:

“Hiç şüphesiz biz size, üzerinize şahid olacak bir peygamber gönderdik; Firavun'a da bir peygamber gönderdiğimiz gibi. Ve Firavun elçiye isyan etti, bunun üzerine Biz de onu kahredici bir tutuşla kıskıvrak yakaladık.”(73/15–16)

 Tağutun tarihte sembolleşmiş isminden biri olan Firavundan daha ilk surelerde bahsedilmesi Firavunluğa soyunanlara bir ihtardır. Çünkü onlar Firavunun akıbetini çok iyi biliyorlardı. Hani o güçlü idi “ben sizin yüce rabbiniz değilmiyim” diyerek tuğyanda sınır tanımıyordu. Burada asıl anlamamız gereken Tevhid’in yeryüzünde hâkim kılınması ve tüm insanlığa kurtuluş reçetesi sunan ilkelerine asla insan sözünün karışmamasıdır. Yaratan Rabb nasıl Allah ise kanun ve hüküm koyucuda Allah’dır. Bu ilkelere insan sözü karışırsa yeryüzü fesada uğrar. Kendini, aileni ve toplumları yöneteceksen referansın her zaman vahyi olacak, doğru terazi ile doğru tartacaksın. “Yoksa kendini yeterli görerek azarsın” yani firavunlaşırsın denilmektedir.

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.”(Nahl:16/36)

 10-Kıyamet bilincini hiç kaybetmemeliyiz:

“Eğer kâfir olursanız, çocukların saçlarını anında ağartan o günün dehşetinden paçayı nasıl kurtaracaksınız? O günün dehşetinden gökler parçalanacaktır. Allah'ın sözü kesinlikle yerine gelir. Bu söylenenler bir öğüttür. Dileyen, Rabbine erdirecek yolu tutar.”(73/17–19) “Ahiret hayatı karşılığında bu dünya hayatını satın alanlar var ya, işte böylelerinin azabı hafifletilmeyecek ve onlara yardım edilmeyecektir.” (2/86)

 Kıyamet; Allah’ın, imtihan alanı olarak yarattığı dünya hayatının bitmesi,  tanıdığı sürenin dolması, hesabın görülmesi için terazilerin kurulacağı sürenin başlangıcıdır. “Ey İnsanlar! Rabbinize karşı sorumluluğunuzu unutmayın; ve ne hiçbir anne babanın çocuğuna herhangi bir faydasının erişebileceği, ne de hiçbir çocuğun anne babasına en ufak bir fayda sağlayamayacağı Gün'den korkun! Unutmayın, Allah'ın (yeniden diriltme) vaadi gerçektir: öyleyse, bu dünyanın sizi ayartmasına izin vermeyin ve Allah hakkındaki müfsitçe düşüncelerinizin sahte cazibesine kapılmayın!” (Lokman:31/33)  “Siz ey imana ermiş olanlar! (Hem bu dünyada hem de öteki dünyada) şiddetli bir azaptan sizi koruyacak bir alışveriş göstereyim mi size?

Allah'a ve Peygamberi'ne inanır ve Allah yolunda malınız ve canınızla gayret gösterirsiniz; bu sizin kendi iyiliğinizedir, keşke bilseydiniz. (Eğer böyle yaparsanız,) Allah günahlarınızı bağışlayacak ve sizi (öteki dünyada) içinden ırmaklar akan bahçelere ve bu sonsuz mutluluk bahçelerindeki güzel köşklere koyacaktır. Bu büyük bir mazhariyettir! Ve (bakın, Allah size) gönülden seveceğiniz başka bir şey daha (bağışlayacak): (bu dünyada) Allah'ın yardımı ve yakında gerçekleşecek bir zafer; (ey Peygamber, bunu) bütün inananlara müjdele.” (Saf:61/10–13)

 Daha bunun gibi yüzlerce ayetlerle Rabbimiz ahiret yurdu konusunda nasıl düşüneceğimizi o güne nasıl hazırlanacağımızı o günün dehşetinden nasıl korunacağımızı bizlere bildirmektedir. Aklını çok iyi kullananlar bu ayetleri öncelemelidir. “Dünya hayatı ve ahiret hayatı” konulu ayetler çok iyi okunarak anlaşılmalıdır. Çünkü mutlu sonun veya ebedi hüsranın yolu bu ayetlerin anlaşılmasından geçmektedir.

 11-Allah’ın bize öğüt olarak sunduğu vahiyden gerekli öğütleri alarak Rabbimizin kendisine iman edenler için belirlediği hidayet yolunu ölüm bize gelene kadar takip etmeliyiz:

“Bu söylenenler bir öğüttür (uyarıdır). Dileyen, Rabbine erdirecek yolu tutar.”(73/19)

“Doğrusu biz ona, gerçek yolu gösterdik; ister şükreden (mümin) olsun, ister nankörlük eden (kâfir)”(İnsan:76/3) “Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir.”(Al-i İmran:3/20) Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin! (Şuara:26/3) Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.(Kasas:28/56) (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.(Zümer:39/41) “Kuşkusuz içimizde Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim Müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.” (Cin:72/14)

 Ayetlerde Rabbimiz insanlığa yaratılış gayesini takıp edeceği yolu ve metodunu Rasulullah’ın da şahidliğinde çok açık ve örnekleriyle bildirmiştir. Artık her şey insanlığa kalmıştır. “dileyen Rabbinin yolunu tabi olur, dileyen şeytanın adımlarını izler” Bu kadar uyarılara ve örneklere rağmen hala iman etmeyenlere Rabbimiz siz bilirsiniz diyor. Mü’minleri ise nasıl bir nimete sahib olduklarının farkında olmalarını bildirerek teselli ediyor.

 12-Dava ve davette tedricilik Allah (c.c)’ın rahmetini getirir:

Allah’ın belirlemiş olduğu metotla Rasulullah’ın rehberliğinde İslami bir eğitimden geçen Muhammed (s.a) ve arkadaşları mücadelenin her aşamasında ve her şartında tüm zorluklara katlanabilme eğitimini tamamladıktan sonra Allah (c.c) yükte hafifletmeye gidiyor. Yük hafifletiliyor ama sorumluluk ve eğitim kesintisiz devem ediyor.“…Öyleyse kolayınıza gelecek kadar Kur’ân okuyunuz. Namazı kılınız, zekâtı veriniz, gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin Allah'a için borç veriniz. Kendiniz için yaptığınız hayırları ileri de Allah katında daha yararlı ve daha büyük ödül olarak bulursunuz. Allah'tan af dileyiniz. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve merhametlidir.”

 13-Gece ibadetleri başta olmak üzere tüm ibadetlerimizde ve işlerimizde dengeli olarak orta bir yol takıp etmeliyiz:

Hayatta en önemli şey dengeli olmak ve vasat olanı izlemektir. Onun için ibadetlerde ve mali kazanımlarımızda her zaman dengeyi gözetmeli, kaldırabileceğimiz kadarına talib olmalıyız. Az ve sürekli olan her şey çok olup ta kısa süreli olan şeylerden daima hayırlı olmuştur. Hayat uzun soluklu merdiven misali adım adım alınması gereken bir yoldur. Adımlarını zamanında, dengeli, basamağın ilkinden başlayarak atanlar hedefe ulaşamasalar da o kutlu yolda ölenler olmuşlardır. Hedefte zaten bu değil midir? Allah yolunun şahidleri ve şehidleri olmak.

Rahman ve Rahim olan Rabbimiz bu ve diğer surelerdeki mesajları Kitabın bütünlüğünde anlayarak yaşamayı; bizi kuşatan örtüleri üzerimizden atmayı, gecelerimizi ihya etmeyi, gereği gibi bütün benliğimizle O’nu anmayı, sabrederek güzel bir şekilde ayrılması gerekenlerden ayrılmayı nasıp etsin. Âmin.

 (Haber: Mehmet Maksut / İslam ve Hayat)

YORUMLAR
  • Erhan TOPRAK   19-01-2012 12:10

    Bu çalışmaya emek veren Müslümanlardan Allah razı olsun.Kuran okumalarının tavan yaptığı zamanlara şahitlik ediyoruz.Herkes bir niyet üzere okukor kitabı.Kuran'dan yeni bir şeyler bulmak !!! adına okuyanı çıktığı gibi, kimi zaman inancına destek aramak için ayetleri ameliyat eden zihniyetsizlerde olabiliyor.Kuran okuyucusu "şahitlik etmek adına" Kitaba yaklaştığında ayetler insanlığın kurtuluşuna rehber olur tıpkı sizlerin yaptığı gibi... Allah razı olsun. Kuran'ın şahitleri olabilmek duasıyla Allaha emanet olun.

  • erdal aydın    18-01-2012 10:45

    SELAMUN ALEYKUM BU ÇALIŞMADA EMEĞİ GEÇEN BÜTÜN ARKADAŞLARIMDAN,AİLELERİNDEN VE ÜZERİNDE EMEĞİ BULUNAN HERKESTEN ALLAH RAZI OLSUN. KÖTÜ ZAMAN, BU ZAMANDA YAŞAMAK ZOR, NERDE PEYGAMBER, GEÇMİŞTE KALMIŞ İNSANLAR VB. İTHAMLARA TABİ TUTULAN MÜSLÜMANLAR KENDİNİ AŞMALIDIR. BİZ KENDİMİZİ AŞAMALIYIZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE SAHABE OLMAK ZORDU AMA İNANIN BUGUNDE ÇOK ZOR SAHABE GİBİ DÜŞÜNMEK ONUN GİBİ HAREKET ETMEK SAMİMİ DAVA ARKADAŞLARI BULMAK. KİŞİ ENDEKSLİ DEĞİL KURAN VE SÜNNET YOLUYLA KENDİNE MÜSLÜMAN DEMEYE VE O YOLDA KENDİ HAYATLARINI YÖNLENDİREN MÜSLÜMANLARA NE MUTLU. BİR DAVA ADAMI OLACAKSAK ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMALIYIZ.BUNLARI YAZMAMDAKİ AMAÇ BENCE EN BÜYÜK ÖRTÜ OLARAK KORKAKLIK VE KİŞİLERİN KUTSALLAŞTIRILMASI GÖRMEMDENDİR. BİZ KENDİMİZİ RAHATSIZ EDEMİYORUZ. YAZIDA GEÇEN; "Rahatsız olmadan, rahatı bozulmadan rahatsız etmek mümkün değilidir." CÜMLESİNE TAMAMEN KATILIYORUM. "Zamanla hayatımıza yerleşmiş boş gereksiz şeyleri terk edememek veya yanlış alışkanlıklarımızın mahkûmu olmak." BİZ ZAMANLA HAYATIMIZDAN KOPMAK İSTEMİYORUZ. HAYATIMIZI NEFSİMİZ GÖRE İDAME EDİYORUZ ÖRTÜMÜZÜ AÇMAYA KORKUYORUZ. PEYGAMBER KALK VE UYAR EMRİ GELİNCE HEMEN BAŞLADI. BİZ DÜŞÜNÜYORUZ. ONLAR İSE DÜŞÜNMEDİLER ÇÜNKÜ ALLAH'A GERÇEKTEN İMAN ETMİŞLERDİ. BİZ İSE HALEN KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIMIZI BIRAKAMAYIP MÜSLÜMAN DİYE KENDİMİZİ TANITIYORUZ. NEFSİMİZE MAHKUM OLDUK. ALAK'TA oku KALEM'DE yaz MÜZZEMMİL'DE uyar emirleri geldi. DEMEK OLUYORKİ BİZ ÖNCE OKUYUP YAZACAĞIZ ONDAN SONRA UYARMAYA BAŞLAYACAĞIZ. AMA OKURKEN HAYATIMIZ DEĞİŞECEK YAZARKEN HÜCRELERİMİZE KADAR İŞLEYECEK UYARIRKEN PEYGAMBER MİSALİ DURMAKSIZIN O ZAMAN GERÇEKTEN BİR DAVAYI ÜSTLENMİŞ OLURUZ