15-04-2012 14:16

Mersin`de üniversite öğrencilerinden `Fatiha Sûresi`

Kulluğun iyi anlaşılıp yalnız Allah’a olabilmesi için Fatiha’nın çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Allah’ı gereği gibi tanıyan, her şeye Allah’ın adıyla başlayan, Hamd’in yalnız Allah’a ait olduğunu bilen, Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu her daim aklından çıkarmayan ve “din günü” bilincini çok iyi anlamış bir insanın Allah’tan başkasına kulluk yapması mümkün müdür?

Mersin`de üniversite öğrencilerinden `Fatiha Sûresi`

FATİHA SURESİNİN BİZE ÖĞRETTİKLERİ:

Fatiha suresi, Kur’anın özeti olup temel ilkeleri bizlere sunmaktadır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

1- Her şeyin yaratanı yalnızca Allah(c.c) dır, Rabb’lık ve İlahlık yalnız O’na aittir. Allah inancı ve Tevhid ilkesi.

2- Yaratılış ve yaşamın anlam kazanması için yapılan her şeyin bir karşılığı vardır. Hesap günü ve ahiret inancı ilkesi.

3- Allah(c.c), İnsanın hayatını hangi hükümlere göre, nasıl bir insan modelinde tanzim etmesi gerektiğini bildirmek için kitaplar ve resuller göndermiştir. Yani Kitab ve Risalet ilkesi.

4- Tüm saygı, tazim, teşekkür, hamd, niyaz yalnızca yaratan, nimet veren, Kitap ve Resuller gönderen ve hesaba çekecek olana aittir. Yani kulluk ilkesi.

Allah(c.c) bizlere kendisini; Alak suresinde, yaratan ve çok cömert,  Kalem Suresi’nde nimet sahibi, Fatiha’da Rahman ve Rahim olarak tanıtarak hamledilmeye ve kulluk yapılmaya tek layık ilah olduğunu bildiriyor. “Fatiha ile Kur'an arasındaki ilişkinin, bir giriş ve kitap ilişkisi değil, bir dua ve ona cevap niteliğindedir. Fatiha, kulun duası, Kur'an ise, Mâbud'un kuluna verdiği cevaptır. Kul, kendisine doğru yolu göstermesi için Allah'a yalvarır; Allah da duaya cevap olarak, tüm Kur'an'ı onun önüne koyar ve sanki şöyle der: "İşte, benden dilediğin Hidayet!" (Mevdudi)

1-) Her şey, Allah’ın adıyla var olmakta ve yine O’nun adıyla son bulacaktır. O halde her eyleme Allah’ın adıyla başlanıp bitirilmelidir:

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla”(Fatiha:1/1)

İlk nazil olan Alak süresinin ilk ayetinde “Yaratan Rabbinin adıyla Oku” emri ilahisi Fatiha da “Rahman Rahim Allah’ın adıyla” diye devam etmektedir. Yani yaratan Rabb, Rahman ve Rahim’dir. O halde Rahman Rahim olan Rabbin adına okumaya devam et.

Allah’ın adıyla demek, her şeyi yaratan onları isimlendiren, terbiye eden, koruyup gözeten, fırsat veren, hesaba çekecek olan, cezalandıracak olan Allah’ı düşün, tüm düşünce ve amellerini bu prensip üzere inşa et demektir. Allah’dan olmayan ve O’nun adını taşımayan bilinen/bildirilen ve bilinmeyen/bildirilmemiş âlemde herhangi bir şey düşünülemez. O halde her şey Allah’a aiddir, Allah(c.c)’ın adıyladır,  O zaman biz Müslümanlarında hayatı da, yaşamı da ölümü de Allah için ve Allah’ın adıyla olmalıdır.(6/161)

Demek ki Allah’ı gereği gibi tanıyıp her şeyin Onun adıyla rızasına uygun olabilmesi için Rabb, Rahman ve Rahim kavramlarını çok iyi anlamalıyız ki her işimiz her zaman Allah’ın adıyla olsun.

2- Yalnızca Allah’a hamd edenlerden olmalıyız. Çünkü Tümâlemlerin Rabbi olan Allah, en üstün şekilde yüceltilmeye ve övgüye tek layık olandır: 

“Hamd, tüm âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.”(Fatiha:1/2)

Hamd: En üstün şekilde sena, övgü demektir. “Allah O'dur ki; O'ndan başka ilah yoktur. Hamd, dünyada da ahirette de O'nun içindir; hüküm de O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz. (Kasas:28/70)  

Rasulullah(a.s): “Allahu Teâlâ birdir, O'ndan başka bir ilâh yoktur. Her şeyden yücedir. Bütün hamdlerin hepsi O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlânın şanı ne yücedir.” Sözleriyle bizlere nasıl Hamd edeceğimizi öğretmektedir.Yoktan var eden, varlığından haberdar eden yüce Rahman, övülmeye, anılmaya, teşekkür edilmeye, kulluk yapılmaya, itaat edilmeye tek layıktır.

3- Allah(c.c); Rahman ve Rahimdir. O halde bu sıfatların içeriğini çok iyi anlayarak kulluğu yalnızca Rahman ve Rahim olan Allah’a yapmalıyız:  

“Rahman, Rahim” (Fatiha:1/3) Kimdir Rahman? “Allah (c.c.), Rahman sıfatı ile dünyada hem mü'minlere hem de kâfirlere merhameti bol olan, onları rızıklandıran, onlara mal mülk verendir.” Allah(c.c), insanı ve tüm âlemleri yarattıktan sonra kendisini tanıyıp tanımamasına bakmaksızın, hiçbir ayrım yapmaksızın herkese yaşam hakkı vererek bir imtihan olarak tüm dünya nimetlerini sunmuştur. Allah’a iman edenler, bunun Rableri tarafından bir imtihan ve geçici bir rızıklandırma olduğunu, asıl ödülün ahirette verileceği bildikleri için kendisine sunulan tüm imkânların helal ve temiz olanından yeteri kadar faydalanırlar, arta kalanını ise nimetin asıl sahibi olanın yolunda harcarlar. Kendilerine sunulan her imkân ve nimetin Rahman olan Allah’dan olduğunu hiçbir zaman unutmazlar. Onların hedefi hep asıl olan ahiret ve Allah’ın rızasıdır.

4- Hangimizin daha iyi kulluk yapacağını denemek için insanı yaratan Allah(c.c), tekrar dirilterek herkesin hakkını zayi etmeden verecektir:

“Din gününün (hesap gününün hâkimi) sahibi (maliki)” (Fatiha:1/4)

İslam’da din gününe inanmak, temel inanç ilkelerindendir. “Maliki yevmiddin” şekliyle sadece Fatiha’da geçmektedir. “Yevmiddin” din günü şeklinde ise 13 yerde geçmektedir.

Yaratan, yaşatan sonrada zamanı gelince öldüren Allah(c.c), insanlığı “Hanginizin daha iyi amel işlediğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Ve O; Aziz'dir, Gafur'dur.” (67/2) ayetinde de buyurduğu gibi bu deneme bir gün bitecek herkes kazandığının karşılığını alacaktır. İşte o günün maliki yalnız Allah(c.c)’dır. Asla kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

5- Kulluğu yalnız Allah’a yapmalıyız ve yalnız Allah’dan yardım dilemeliyiz:

“(Allah'ım!) Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.” (1/5)  "Ey kâfirler tapmam sizin taptıklarınıza... Sizin dininiz size; benim dinim bana!" (108/1–2) "Yuh olsun size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?"(21/67) 

İbâdet; "itaat etmek, boyun eğmek, tevâzu göstermek, bağlanmak ve hizmet etmek" anlamlarına gelir. İbâdet kelimesinin türediği "abd" kökü, şu anlamlara gelir: a- Hürün karşıtı olan köle, b- Boyun eğmek ve itaat etmek, c- Kulluk etmek, ilâh tanımak, tapmak, d- Bir şeye bağlanıp, ondan ayrılmamak. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere ibâdet kelimesinin ifade ettiği esas manalar; "kişinin yüksek ve üstün birine karşı baş eğmesi, itaat etmesi, kendi hürriyetinden ferâgat ederek onun karşısında her türlü isyanı terk etmesi, tam bir bağlılıkla ona boyun eğmesidir." İşte bu durum, kulluk ve itaattir. İbâdet, itaat etmenin bir çeşididir. Bu itaate müstahak olan da, hiç şüphesiz gerçek ma'bud olan Allah'tır.

Kur’ânî bir terim olarak ibâdetin genel anlamdaki tanımı şudur: "Yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden, yalnız O'nun emirlerini yerine getirmiş olmak ve rızâsını kazanmak niyetiyle yapılan, her türlü harekete ibâdet denir." İbâdet; Kalıp ve Kalbin, Tüm Organların Allah'a Yönelmesidir. İbâdet, Fıtrattır. İbâdet, Hayatın Tüm Alanlarını Kuşatır. (A.Kalkan)

İnsanlar, ya Allah(c.c)’a ya da Allah’tan başkasına, yani putlara, heykellere, tağuta, bilginlere, din adamlarına, şeytana veya cinlere ibadet ederler. Elbette ki yaratan, tüm nimetlerle donatan kulluğa tek layıktır.

Kulluğun iyi anlaşılıp yalnız Allah’a olabilmesi için Fatiha’nın ilk bölümünün çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Allah’ı gereği gibi tanıyan, her şeye Allah’ın adıyla başlayan, Hamd’in yalnız Allah’a ait olduğunu bilen, Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu her daim aklından çıkarmayan ve “din günü” bilincini çok iyi anlamış bir insanın Allah’tan başkasına kulluk yapması mümkün müdür?

İbadette asıl olan itaattir, yani her zaman ve şartta kesintisiz ibadet etmek. “Onlar, Allah'tan başka alimlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih'i de rabler olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilah yoktur. Allah koştukları şirkten uzaktır.” (9/31) ve Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın." (11/87)Bu iki ayetten de açıkça anlaşılmaktadır ki, yalnız Allah’a kulluk hayatın tamamında sosyal ve ekonomik hayatta Allah’ı ciddiye alarak O’nun ilahi hükümleriyle hayatı yaşamaktır.

İslam da kulluk temel ilkelerden olup kullar arasında bir yol ayrımıdır. “Kulluk yalnız Allah’a yöneltilir ve yalnız O’ndan yardım dilenilir. Burada yol ayrımı vardır. Her türlü kölelikten mutlak anlamda kurtuluş ile mutlak anlamda kullara kul olmak arasındaki yol ayırımı.” (S.Kutup)

Kur’an Da Kullukla İlgili Diğer Ayetler:

“Muhakkak ki; benim namazım, kurbanım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” de. (6/162) “Dediler ki: “Tek bir Allah'a kul olmamız için ve babalarımızın ibadet ettiği şeyleri terketmemiz için mi bize geldin? Eğer sen sadıklardan isen bize vaadettiğin şeyi (azabı) artık bize getir.” (7/70) “Ve onların salâtları (duaları, ibadetleri) beytin (Allah'ın evinin) yanında ıslık çalmak ve el çırpmadan başka bir şey olmadı. Artık inkâr etmiş olduğunuz şeyler sebebiyle azabı tadın!” (8/35) “Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah'tan başka şeylere (putlara) kulluk (ibadet) ediyorlar. Ve “Bunlar, Allah'ın yanında bizim şefaatçilerimiz diyorlar…” (10/18)  “…Allah'tan başka ortaklara dua edenler (ibadet edenler) neye tâbî oluyorlar? Ancak zanna tâbî olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar).” (10/66) “Ya Şuayb! Babalarımızın ibadet ettiği şeyleri ve de mallarımız konusunda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Muhakkak ki sen, halimsin, reşidsin (rüşde erensin, irşad edensin).” dediler. (11/87) "Allah'ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden başkasına değil, O'na ibadet ve kulluk yapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler"(12/40) “Semalardaki ve arzdaki bütün kişiler, O'nundur. Ve O'nun katında olan kişiler, O'na ibadet etmekten kibirlenmezler ve onlar yorulmazlar.” (21/19) “(İbrâhîm A.S), babasına ve kavmine şöyle demişti: “Sizin ibadet ettiğiniz bu heykeller nedir?” (21/52) “Babalarımızı onlara ibadet ediyor bulduk.” dediler.” (21/53) “İnsanlar haşr olundukları zaman (putlar) onlara düşman oldular. Ve onların ibadetlerini inkâr ettiler.” (46/6)

Bu ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi insanlar ya Allah’a (Yaratana) ya da Allah’tan başkalarına (Yaratılana) kulluk yapmaktadırlar, başka üçüncü bir yol yoktur.

Kur’an da Yardımla İlgili Diğer Ayetler:

“(Allah'tan) sabırla ve namazla yardım isteyin. Ve muhakkak ki o, huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.” (2/45) “Ve bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının.” (2/48) “Göklerin ve yerin mülkünün O'na, Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? Ve sizin için Allah'tan başka dost ve yardımcı yoktur.” (2/107) “…Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.” (2/120)  “Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (2/153) “Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara (öyle) şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki âmenû olanlar: “Allah'ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah'ın yardımı gerçekten yakın değil mi?” (2/214) “Ve (Talut'un askerleri), Calut ve onun askerlerinin (ordusunun) karşısına çıktıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (düşman karşısında) sabit kıl ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et.” (2/250)

Daha bunun gibi onlarca ayetlerde, Allah (c.c) bizlere yardımdan bahsederek kimden yardım dilememiz gerektiğini öğretmektedir.

6- Allah’ın belirlemiş olduğu en güzel ve doğru yol, dünyada ve ahirette mutlu sona eriştirecek olan sıratı müstakim olan İslam yoludur:

“Bizleri doğru yola ilet,” (Fatiha:1/6) Allah’ın razı olması, O’na kaşı kulluk vazifesini tam olarak yapabilmek, dünya ve ahirette O’nu hoşnut edebilmek, bu yolda olabilmek, bu yolda kalabilmek ve bu yolda ölebilmek için sürekli ciddi duyarlılıkla Rahman’dan duada bulunmalıyız. Çünkü imtihan gereği şeytan ve dostlarının bütün mücadelesi Allah’ın yolundan saptırmaktır. Kur’an sürekli olarak, Allah’ın sırat-ı müstakım olan yoluyla, sapık ve eğri (Şeytanın ve dostlarının) yollarını tanımlayarak insanlığı dünya ve ahiret boyutuyla uyarmaktadır.

Bu ayetlerden bazılarını hatırlayacak olursak; “İnsanlardan sefih olanlar diyecekler ki: “Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” De ki: “Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini Sıratı Müstakim’e hidayet eder (ulaştırır).” (2/142) “İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) belgeler geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden başkası değildir. Bu sebeple Allah'a iman eden o kimselerin, haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı Müstakim’e ulaştırır.” (2/213) “Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz'dir. O halde O'na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîm'dir (Allah'a ulaştıran yoldur).” (3/51) “Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Müstakim’e, kıyamete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrahim’in milletinin dinîne hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.” (6/161) (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi. (7/16) Rabbinin yoluna (Allah'a ulaştıran yola, Sıratı Müstakim’e) hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O'nun yolundan sapanları ve hidayete erenleri bilir. (16/125) “Artık sana vahyedilene sarıl. Muhakkak ki sen, Sıratı Mustakîm üzerindesin.” (43/43)

 “Muhakkak ki Allah, O benim de sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kul olun! İşte bu, Sıratı Mustakîm'dir.” (43/64)

7- İnsanlar, dünya ve ahirette ya Allah’ın nimetine ya da gazabına mazhar olurlar. Bizler Allah’ın nimetine mazhar olabilmek için Kur’an da belirtildiği üzere nimet verilenlerin yolunu takip ederek, gazaba uğrayanların ve sapıkların yolundan sakınmalıyız:

“Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.” (Fatiha:1/7)Nimet; dünyevi ve uhrevi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Dünya nimetleri, yani insanının yaşaması için gerekli olan şeyleri hiçbir inanç ayrımı yapılmaksızın Allah bütün insanlığa vermektedir. Allah’ın rızık verme yasasına uyan herkese rızkın kapılarını açmakta, herkesi denemektedir. Kimi zengin kimi fakirlikle imtihan olmaktadır. Ama neticede Rabbimiz her insanı dünyada yaşayacağı kadar nimet vermektedir. Asıl nimet ise; ahiret nimeti olan Allah’ın rızasına ererek cennet nimetlerine ulaşmaktır.“Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (4/69)
 

Nimet’le ilgili diğer bazı ayetler: “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (3/103) “Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.” (5/11)

“Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette «Kötülükler benden gitti» der. Çünkü o (bunu derken) şımarıktır, kibirlidir.” (11/10) “Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi?” (14/28) “Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.” (14/34) “Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?” (16/71) “Ey insanoğlu, öyleyse Rabb'inin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun?” (53/55) “Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” (55/13) “Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.” (102/8)

Gazab ile ilgili bazı ayetler: “Allah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkâr etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kâfirlere alçaltıcı bir azab vardır.” (2/90)

“Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.” (3/112) “Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın gazabına uğrayan kimse gibi olur mu? Onun varacağı yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir varış yeridir!” (3/162) “Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.” (42/16)

“Ey inananlar! Allah'ın gazabına uğramış milleti dost edinmeyin; inkarcıların kabirde bulunan kimselerden umutlarını kestikleri gibi, onlar da, ahiretten umutlarını kesmişlerdir.” (60/13)

 (Haber: Mehmet Maksut / İslam ve Hayat)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !