Nihat GÜÇ

09 Ocak 2023

KİME BENZİYORUZ!

Yol belli, yordam belli, yapılacaklar da bellidir. Gözü kapalı ilerleyebiliriz bu kulvarda. Çünkü yolu imar eden mimar, bize yol ile ilgili en ince teferruata varıncaya kadar her türlü incelikleri vermiş, viraj ve kıvrımlarından, çukur ve tümseklerinden, iniş ve çıkışlarından haberdar etmiş, takip edeceğimiz ok işaretlerini her virajın başına öyle bir güzel dikivermiş ki, dikkat eden asla sapıtmaz. 

Tabi bu anlattıklarımızın tamamı, anlamak isteyen kişiler içindir. Yolunu kaybetmek isteyen kişiler için söyleyeceğimiz bir konu yoktur. Münafıklar için Yüce Allah: “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır.” (Bakara/10) buyurmaktadır. Bir başka ayeti kerimede: “Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara/2) Evvela kalplerimizin içinde olması muhtemel hastalığı tedavi edeceğiz sonra Allah’a karşı gelmekten sakınmayı isteyeceğiz, daha sonra da doğruları ve yanlışları ilahi kelam ışığında dillendireceğiz.

İnsanlar tarafından ulu orta sergilenen davranışlara, insanları sevk ve idare etmek üzere söylenen sözlere odaklandığımız vakit, kişilerin hangi dine daha yakın ve yatkın durduklarını rahatlıkla müşahede edebiliriz. Bu konuda çok mahir olmaya, okul okumaya, diploma sahibi olmaya gerek yoktur. Şu hadis-i Şerife kulak verelim. Bu hadisi anladığımız vakit sergilenen davranışların sebebini de anlamış oluruz: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebu Davud, Libas, 4) Kuşkusuz bu hadis sadece yemek yemek, su içmek, uyumak, oturup kalkmak gibi insani özellikleri kast etmiyor. Ancak yemek yerken, su içerken, giyinirken, alış veriş yaparken Hz. Muhammed (s.v.a.)’e benzeyip benzemediğimiz de son derece önemlidir.

Rabbimiz bize; Mü’minler gibi inanmayı, Mü’minler gibi düşünmeyi, Mü’minler gibi yaşamayı ve Mü’minler gibi bir hayata sahip olmayı nasip eylesin! “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran/102) ayetinde ifade buyurduğu gibi canımızı Allah’ın emirlerine ittiba ettiğimiz, yasaklarından sakındığımız ve ben Müslümanlardanım dediğimiz bir vakitte almasını diliyoruz!

Aklımda deli sorular şekilleniyor imanı tarif eden ayet ve hadislere odaklandığım vakit. Bu soruları sormadan, dile getirmeden, ortalığa serpmeden rahat edemiyorum. Huzursuzluk duyuyorum her zaman. Allah tarafından bu vaveylanın, imanın dışa yansıması olarak kabul edilmesini diliyorum. Kimi soruyu sesli bir şekilde dile getiriyorum, kimi soruyu da demlenmesi için belli bir zamana kadar şimdilik içimde bekletiyorum. 

İman ile ilgili ayetlere ve hadislere günümüzün şartlarından hiçbir zaman bakmadım, bakmak da istemedim. Okuduğum her ayetten, dile getirilen her hadisten günümüze bakmaya, vuku bulan iş ve işlemleri anlamaya çalıştım. Bu minval üzere günümüzü, günümüzün sorunlarını, ortaya çıkan proplemlerini anlamaya çalıştım. 

İnsanlık toplu halde yanlış yapıyor olabilir. Dini vecibeleri yanlış anlıyor da olabilir. Bu insanoğlunun sorunudur. Ancak kim tarafından icra edilirse edilsin yapılan hiçbir yanlışı onaylamaz İslam. Yanlışlardan yola çıkarak İslam anlaşılamaz. İslam’dan yola çıkarak yanlışların seyrine karar verilebilir. Bütün insanlar yanlış yapıyor olsa da durum değişmez. 

Sahi iman ettiğini söyleyen Müslümanlar olarak davranışlarımız kime benziyor? Sözlerimiz kimi çağrıştırıyor? Ticaretimiz, para kazanma biçimimiz kimin kurallarına göre şekilleniyor? Kimlerin peşinden seğirtiyor, kimleri koşulsuz bir şekilde destekliyor ve alkışlıyoruz? Kimleri, niçin, ne kadar seviyoruz? Ya da kimlerden nefret ediyoruz? Sevdiklerimiz Allah’ın dostları mı? Kızdıklarımız veya nefret ettiklerimiz Allah’ın düşmanları mı? Allah’ı sevenlere mi, şeytanın peşinden seğirtenlere mi gönül bağlıyoruz? Oturduğumuz koltuğun, icra ettiğimiz mesleğin, ulaşmak istediğimiz makamın, elde etmek istediğimiz paranın helal veya haram olma durumu bizler için ne kadar önemli? Eylemlerimizi kimlerden yana kurguluyoruz? Projelerimizi kimler mühürlüyor? Düşüncelerimize kimler istikamet çiziyor? Kimler seviniyor yaptıklarımızdan? Planlarımız kimlerden yana? Karşı çıktığımız, yanlışsın dediğimiz, karşısında diklendiğimiz insanlar var mı? Dünya görüşümüz kimlerden beslenmekte veya kimlerden esinlenmekte?

Hz. Muhammed (s.a.v.)’e benzeyen kaç tane davranışımızı sıralayabiliriz? “Şu ayetin ifade ettiği gibi” şu davranışı asla yapamam dediğimiz çekincelerimiz var mı, varsa kaç tanedir? En çok kimi tanıyoruz? İçinde neler var neler yok demeden kaç tane sure ismini sayabiliriz? En çok kimin sözleriyle hemhaliz? Dilimize pelesenk ettiğimiz, kulaklıktan saatlerce dinlediğimiz türkülerimiz ve şarkılarımızın şeytanla bağlantısını düşündük mü hiç? Siyasi kimliğimizi inşa eden kanun ve kuralları, örf ve adetleri kimler, neye göre belirliyor? Davranışlarımızı sevk ve idare eden ana unsur, örf ve adetler mi, kanunlar mı yoksa ayetler mi? Kanun ve yönetmeliklerden mi daha çok korkuyoruz yoksa ayet ve hadislere muhalefet etmekten mi daha çok çekiniyoruz? 

Okuduğumuz kitaplar hangi dine mensup insanların eserleri? Beğenerek, altını kalın çizgilerle çizerek okuduğumuz kitaplar hangi düşüncenin propoğandasını yapıyor? Okuduklarımız bizi uyutuyorlar mı yoksa uyandırıyorlar mı? Yazdıklarımızdan dolayı kimler seviniyor? Kimin ipiyle kuyuya iniyoruz? Kimlerin bardağıyla su içiyoruz? Rızkı kimden veya nereden bekliyoruz? Memur olmakla sırtımızı kime veya nereye dayadık? Sahi bizi alkışlayanlar kimler? Terazimizin doğruluğunu neye göre belirliyoruz?

“Sözlerimizle, davranışlarımızla, giyim ve kuşamımızla, örf ve adetlerimizle, ticaret ve hukukumuzla, eğitim ve öğretimimizle kime veya kimlere benziyoruz?” sorusu imanımızı konumlandırmak, ana kaynağını, esin noktasını belirlemek ve yepyeni bir bakış açısına sahip olmak adına son derece önemlidir.

Bence odaklanmamız gereken asıl mesele bu.

Peki Hristiyanlar gibi giyinen, müşrikler gibi putların karşısında kılını kıpırdatmadan ta’zim ve saygı gösteren, yahudiler gibi insanları sömüren, laikler gibi İslam’ın emir ve yasaklarını sosyal hayatından tart eden, demokratlar gibi ilahi hükümleri bilerek ve isteyerek rafa kaldıran, mecusiler gibi ateşle oyun oynayan, hindular gibi yoga yapan ve amuda kalkan, ateistler gibi bilimi, teknolojiyi ilahlaştıran ve kutsallaştıran bir insanın isminin Müslüman olmasının, sadece Allah’a inandığını ileri sürmesinin ne ehemmiyeti olabilir ki?

Ya da sizce böyle bir iddianın ortalıkta dolaşıyor olmasının bir kadr-u kıymeti var mıdır?  Ölümden sonra vereceğimiz hesabı hangi kanun maddesine göre vereceğiz?

Ya şu ayetlere ne diyeceğiz? “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf/44)

“İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.” (Ankebut/2)