|
Şükrü Hüseyinoğlu
Biz Müslümanlar, dünya hayatını asıl
varılacak yer olan ahiret hayatının
tarlası ve bir imtihan alanı olarak
algılarız. Hayatın bizlere verilmiş ve
hesabı sorulacak bir emanet olduğu
bilincinde alıp-veririz her nefesimizi.
Hayatımızın hiçbir an veya alanının
alemlerin Rabbi yüce Allah’ın
müdahalesinden bağımsız olmadığını
bilir, adımlarımızı ona göre atarız.
Alemlerin Rabbi’ne tuğyan edip, O’nun
hükümranlığını göklerle veya dar manada
mabedlerle sınırlamaya kalkışan,
Allah’ın hükümranlığına kota koymaya
yeltenen, Allah’ın arzında O’nun
hükümranlığına karşı çıkma sapkınlığını
temsil eden laisizm ve sekülerizmin
hayatımıza çeşitli suretler altında
sızmaması için teyakkuzu elden bırakmaz,
sahih bilgi, iman ve salih amel
bütünlüğünde, bilinç düzeyinde bir hayat
yaşamayı gaye ediniriz.
Biliriz ki, alemlerin Rabbi’nin bizim
kulluğumuza hiç ama hiç ihtiyacı yoktur,
O’nun hükümlerine tabi olmaya, aparı,
dupduru ölçülerine sadık kalmaya,
yolunda yürümeye muhtaç olan bizleriz.
Müslümanlar olarak, “De ki: "Şüphesiz
benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve
ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah
içindir." (En’am 6/162) Rabbani ölçüsünü
şiar ediniriz. Yaptığımız hiçbir işin,
attığımız hiçbir adımın, aldığımız
hiçbir nefesin, varoluş gayemizden
bağımsız ve verilecek hesaptan azade
olmadığını biliriz.
“Paranın dini imanı olmaz”, “Allah’ı bu
işe karıştırma”, “Din başka siyaset
başka” türünden, Allah’ın hükümranlığını
parçalayan, Allah’ın dininin hayatla
olan bağını koparan laik/seküler
yaklaşımlar bizlerin düşünce ve amelinde
asla kendine yer bulamaz. Biz biliriz
ki, Allah kesinlikle her işe karışır.
Allah göklerin de Rabbidir, yerlerin de
Rabbidir. Mabedlerin de Rabbidir,
çarşı-pazarın ve parlamentoların da
Rabbidir. Allah kalplerin ve vicdanların
da Rabbidir, internetin de Rabbidir.
Allah’ın hükümranlığına boyun eğmeyen ne
varsa, hangi çarşı-pazar, hangi
parlamento alemlerin Rabbi’ne secde
etmiyorsa tuğyanın merkezi haline gelmiş
demektir.
İnternetle olan ilişkimizin de bu temel
hayat ölçülerimiz çerçevesinde
şekillenmesi, Müslüman olmamızın olmazsa
olmaz gereklerindendir. Artık
yemeklerini bile bilgisayar başında
yiyen “internet kurtları”ndan söz
edildiği bir dönemde internet başında
geçirdiğimiz zaman, tam anlamıyla bir
bilgi çöplüğüne dönüşen internetten
ulaştığımız veya interneti kullanarak
yaydığımız haber ya da bilgilere dair
tutumumuz İslam’ın eskimeyen ölçülerine
tabiiyet arzetmelidir.
Sahip olduğumuz zaman, Rabbimizin
bizlere emanet ettiği ve her saniyesinin
hesabı sorulacak olan büyük bir
nimettir, imkandır. Geçen hiçbir
saniyesinin bir daha geri
döndürülmesinin mümkün olmadığı ömür
sermayemiz belli bir zamanla
mukayyeddir. Zamanımızın kadr ü
kıymetini bilmek ve zamanımızı çarçur
etmemek temel İslami
yükümlülüklerimizden biridir. Yukarıda
da belirttiğimiz gibi zamanlarının büyük
kısmını internet başında geçiren ve
internete bağımlı hale gelmiş “internet
kurtları”nın giderek çoğaldığı bir
dönemde yaşıyoruz. Birer “internet
kurdu” olmasak da internette
geçirdiğimiz zaman konusunda mutlaka
hassas olmamız ve “ölçü”yü şaşırıp
aşmamamız gerekmektedir.
Peki bu konuda ölçü nedir? Öncelikle
emanete riayet etmek ve israftan
kaçınmak şeklindeki temel Kur’ani
ölçülerin bu konuda bizlerin daima
hatırımızda bulunması gerektiğini
söyleyebiliriz. Evet, zaman bize
verilmiş Rabbani bir emanettir ve onu,
emanet sahibi yüce Rabbimiz bize niçin
verdiyse o gaye istikametinde ve O’nun
belirlediği ölçüler çerçevesinde
kullanmamız gerekmektedir. Ancak böylece
zamanı doğru kullanmış ve emanete riayet
etmiş oluruz.
Biliriz ki, Rabbimiz israf edenleri
sevmemektedir (En’am 6/141, A’raf 7/31)
ve israf suçunu işleyenleri şeytanın
kardeşleri olarak nitelemektedir. (İsra
17/27)
Dolayısıyla bizler günümüzde en büyük
zaman israfı suçunun işlendiği
alanlardan biri olan internet kullanımı
sırasında bu suçu işlememeye azami
ölçüde dikkat etmeliyiz. Zaman israfı
suçunun sabit olmaması için internet
kullanımını “asgari ihtiyaç”la
sınırlandırmalıyız. Bu da, her
Müslümanın yaptığı iş ve şartlarına göre
vicdanen belirleyeceği bir sınırı ifade
edecektir tabii olarak. Bununla birlikte
bu konuda Kur’an’ın şu ölçüsü,
Müslümanlar için temel belirleyici
hükmündedir:
“Onlar, boş sözlerden ve işlerden yüz
çevirenlerdir.” (Mu’minun 23/2)
Dolayısıyla Müslümanlar olarak her
alanda olduğu gibi internet kullanımında
da gaye ve hikmeti yol arkadaşı
edinmeli, gayeden ve hikmetten yoksun ne
varsa yüz çevirmeliyiz. Bu anlamda
hiçbir Müslüman internette ya da çay
ocaklarında oturup saatlerce “geyik
muhabbeti” yapamaz. Anlamdan ve gayeden
yoksun olarak internette zaman
harcayamaz. Müslümanın internette oyun
oynayarak, “sörf yaparak” geçireceği bir
vakti yoktur, olamaz.
İnternet kullanımında Müslümanlar olarak
dikkat etmemiz gereken hususlardan biri
de, denetimden son derece uzak bir
iletişim ağı olan internette, Rabbimizin
Hucurat Suresi’nin 6. ayet-i kerimesinde
beyan ettiği gibi, okuduğumuz haber ve
bilgilerin mutlaka sağlamasını yapmamız
gerektiğidir. İnternette okuduğumuz bir
haber ya da bilgiye balıklama atlamak
bizi son derece yanlış sonuçlara
götürebilir. Bir bilgi çöplüğü haline
gelen interneti sağlıklı bir bilgi
kaynağı olarak görmek doğru değildir.
Tabii ki internetten faydalanılabilir,
fakat dikkat ve seçiciliği elden
bırakmadan ve interneti temel bilgilenme
kaynağı olarak algılama sapmasına
düşmeden.
İnterneti Müslümanca kullanmak
bağlamında daha birçok madde
sayılabilir. Fakat temel ölçü bellidir:
Müslüman olmanın, hayatın her an ve
alanını alemlerin Rabbi yüce Allah’ın
hükümranlığına tabi kılmak ve bu
hükümranlıktan azade bir an veya alan
tahayyül etmenin, bizatihi şirkin ve
tuğyanın kendisi olduğunu bilmek
gerekmektedir. İnternet kullanımı da bu
bilinç ekseninde olmak durumundadır.
|