İslam ve Hayat
Zaman gazetesi, siyonist işgal rejimini okurları gözünde şirin göstermeye dönük yayınlarını sürdürüyor. Zaman gazetesinin bugünkü Pazar ekinde yer alan "Türkiye artık benim evim" başlıklı haber, bunun son örneği.
Zaman'ın Pazar eki, "İsrailli perküsyon sanatçısı Yinon Muallem" olarak takdim ettiği işgal rejimi vatandaşı müzisyeni öve öve bitiremezken, onun üzerinde "Türk-İsrail ilişkileri"nin düzelmesi yönünde mesajlar vermeyi de ihmal etmedi.
İşte Zaman Pazar ekinde yer alan, siyonist yalakalığının son örneği o haber:
İsrailli perküsyon sanatçısı Yinon Muallem uzun yıllardır Türkiye'de yaşıyor. Türk müziğine aşık. Bu müziğin bu coğrafyadaki diğer müziklerden daha derin ve ince olduğunu düşünüyor. Türkiye için 'burası benim evim' diyen sanatçı son yıllarda gerilen Türkiye-İsrail ilişkilerinin bir an önce düzelmesini umut ediyor.İsrailli perküsyon sanatçısı Yinon Muallem, ilk kez 2002 yılında tatil yapmak için geldi ülkemize. Türk müziğinden çok etkilendi ve ud öğrenmeye karar verdi. Sonrasında ise Türkiye'ye yerleşmeye karar verdi. Müzikle başlayan Türkiye sevgisi, bir Türk'le evlenmesinin ardından aile bağlarıyla perçinleşti. Müzik çalışmalarının yanında birçok Türk müzisyenle birlikte önemli işlere imza attı. 2008 yılında yayınladığı Olduğu Gibi ve arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu ile birlikte çalıştığı Telveten isimli albümler müzikseverler tarafından beğenildi. Yinon Muallem geçtiğimiz günlerde Nefes adlı yeni albümü ile çıkageldi.
Aslında Nefes'in kayıtlarını 2,5 yıl önce yapmış sanatçı. Albümde Yinon Muallem'in eserlerinin yanı sıra Türk müziği besteleri de var. Nefes'te sanatçıyla birlikte Sumru Ağıryürüyen'in sesini duyuyoruz. Bu albümün onun hayatında çok özel bir yeri olduğunu söylüyor Muallem. Albüme adını veren Nefes adlı eserin ise çok ilginç bir hikayesi var. Bu şarkıyı eşi Dilek Hanım'ın hamile olduğunu öğrendiğinde bestelemiş: "Biz eşimle çok kısa bir süre içinde tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra aileler arasındaki kültür farklılıkları ve ilişkimizin geleceğiyle ilgili bazı endişelerim vardı. Ancak eşimin hamile olduğunu öğrendiğimde bu endişelerin yerini mutluluk aldı. Şarkıyı eşime ithafen yazdım. Şarkımda 'Nefes al içinde bir mucize taşıyorsun. Rahat ol. İki güzel ruh birbiriyle buluştu.' diyorum. Bu şarkı ve bu albüm benim için çok farklı."
Türk müziği derin ve ince
Türkiye'den ve Türk müziğinden çok etkilendiğini ifade ediyor sanatçı. Bu etkinin eserlerine önemli ölçüde yansıdığını dile getiriyor. Sadece klasik Türk müziği değil, halk müziği, Roman müziği ve Karadeniz müziğinden de etkilenmiş: "2002 yılında Türkiye'ye geldim. Önce sadece görmek için gelmiştim. Sonra ud öğrenmeye karar verdim. Artık burası benim evim. Benim hayatım iki kültür arasında gidiyor. Eşim Türk. Sadece müziğinden değil duygusal olarak da Türkiye'den etkileniyorum." Türk müziğinin sadece teknik özellikleriyle değil duygusal olarak da bu coğrafyanın diğer müziklerinden farklı olduğunu anlatıyor: "Teknik olarak birçok farklılıklar var ama asıl farklılık ruhsal yönden. Türk müziği ince bir müzik. Daha derin. Duyguları daha çok yansıtıyor."
Bugüne kadar Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan, Şirin Pancaroğlu gibi birçok ünlü sanatçı ile birlikte çalışan Yinon Muallem kendini çok şanslı hissediyor. Bu tecrübelerin ona büyük etkilerinin olduğunu dile getiriyor. Müziği bir yolculuğa benzeten sanatçı, "Bu isimler bana bu yolculukta yardım etti. Ama benim yolum henüz bitmedi. Çalıştığım her sanatçı yolculuk boyunca uğradığım duraklar." diyor.
Kurgu ile ilgilenmiyorum
Yinon Muallem müzik yolculuğunda kendisine en büyük ilhamı gerçek yaşanmışlıkların ve hayatın verdiğini ifade ediyor: "Benim için müzik hayat demek. Kurgu ile hiç ilgilenmiyorum. Örneğin Orada Olmak isimli bir bestem vardı. Orada olmak ne demek? Ben burada bir yabancıyım. Bu eserimde bunu anlatmaya çalıştım. 'Ağır Damlalar' isimli bir bestem var. Bu besteyi 2003'te yaşanan HSBC ve sinagog patlamalarının ardından yaptım. Müziğimde bana en çok ilham veren gerçekler ve hayatın kendisi."
Yinon Muallem İstanbul'da yaşamış olmanın da kendisini etkilediğini söylüyor. Önceleri kendini çok yalnız hissettiği bu şehirde bugün birçok dostu var. İstanbul'da yaşamanın bir sanatçı için çok büyük bir şans olduğu görüşünde: "İlk yıllar bu şehirde kendimi yalnız hissettim. Ama şimdi çok alıştım. İstanbul enteresan bir şehir. Bir sanatçı için önemli bir yer. İlginç kesişmeler ve birliktelikler oluyor. Kültürel olarak da çok zengin. Hem de müzikal üretim için çok güzel bir yer."
Müzik başlayınca diller, ırklar geride kalır
Yinon Muallem ile konuşurken konu ister istemez Türkiye-İsrail ilişkilerine geliyor. Çünkü o iki ülkeyi de, iki ülke insanını da iyi tanıyor. 'One Minute!', 'Alçak Koltuk Krizi' ve 'Mavi Marmara baskını' ile neredeyse kopma noktasına gelen ilişkileri sorduğumuzda bu durumdan hoşnut olmadığını dile getiriyor: "Ben bu durumdan memnun değilim. Politika uzmanı değilim ama umut ederim ki ileride iki ülke arasında durum daha iyi olacak. Daha iyi olmaması için bir neden yok. Politik konular çok karışık. Hem masanın üstünde hem de altında bir şeyler var. İki yıl öncesine kadar bir sıkıntı yoktu. Beni daha çok insani duygular ilgilendiriyor. Bütün insanlar benim arkadaşım. Ben İranlı müzisyenlerle de çalışıyorum, Müslümanlarla da Hıristiyanlarla da. Benim işim müzik yapmak. Müziğin kuşatıcı bir yanı var. Müzik başlayınca diller, dinler, ırklar geride kalıyor."